Boş Sayfanın Dehşeti: Yaratıcı Tıkanıklığın Nörolojik ve Jungiyen Anatomisi
Bir yazar, şair veya sanatçı boş bir sayfaya bakıp tek kelime dahi üretemediğinde, beyni durmuş veya ilhamı kurumuş değildir. Tam tersine, nörolojik ve psikolojik olarak beyni fazla çalışıyordur; ancak yanlış bölgede.
Bir metnin başına oturduğunuzda, boş bir sayfanın veya henüz tek bir fırça darbesi inmemiş o beyaz tuvalin yarattığı ağırlık evrenseldir. Kelimeler geri çekilir, zihin kilitlenir ve üretim durur. Yaratıcı tıkanıklık (yazar blokajı) genellikle "ilhamın kuruması" veya "fikir bulamama" hali olarak romantize edilir. Oysa zihnin derinliklerinde işleyen mekanizmalara bakıldığında durum tam tersidir: Tıkanıklık bir eksiklik değil, bir fazlalık durumudur.
Zihin durmamıştır; aksine, içimizdeki sansürcü diktatörlüğünü ilan etmiştir.
İçimizdeki Sansürcü: Nörolojik Redaktör
Benjamin Libet’in sinirbilim tarihindeki o meşhur deneyi, kararlarımızın biz farkına varmadan milisaniyeler önce biyolojik altyapıda (hazırlık potansiyeli) çoktan alındığını kanıtlamıştı. Bilincimize düşen görev ise bu kararı başlatmak değil, son anda onu durdurmak veya sansürlemektir (Veto hakkı).
Yaratıcı bir "akış" halinde, beynin ön lobu olan Prefrontal Korteks (iç eleştirmenimiz) gevşer. Buna geçici hipofrontalite denir. Zihnin derinlerinden gelen serbest çağrışımlar, imgeler ve kelimeler yargılanmadan yüzeye çıkar. Ancak tıkanıklık anında bunun tam tersi, yani hiperfrontalite yaşanır. Prefrontal Korteks alarm durumundadır.
Bir metnin redaksiyonunu yaparken, cümleleri toparlarken veya sayfanın mizanpajını kurgularken gereken o keskin, analitik "editör" gözü, yaratım anında devreye girdiğinde felaket başlar. Bilinçdışından kopup gelen her imge, daha bilince tam ulaşamadan "Bu cümle yeterince vurucu değil", "Bu renk buraya uymadı" veya "Bunu daha önce de söylemiştin" diyerek kaynağında boğulur. Yazarın sürekli bir kelime yazıp silmesi, fikri olmamasından değil, yazar ile editörün aynı anda aynı koltuğa oturmaya çalışmasındandır.
Jungiyen Labirent: Ego, Gölge ve Kuruyan Kuyu
Carl Jung'un analitik psikolojisi üzerinden bakıldığında, tıkanıklık psişik enerjinin (libidonun) dışarıya akamaması, bir duvara çarpıp geriye, içe doğru çekilmesidir. Bu geri çekilmenin arkasında egonun iki temel yanılgısı ve korkusu yatar:
Egonun Enflasyonu ve Tahakkümü Tıkanıklık genellikle kusursuzluk beklentisiyle başlar. Ego, bilinçdışının sunduğu o ham, kaotik ve dağınık malzemeyi küçümser; tek seferde kusursuz bir başyapıt yaratmak ister. Oysa bilinçdışı otonomdur, dikte edilmeyi sevmez. Ego, kontrolü tamamen ele alıp yaratıcı sürece bir tahakküm kurmaya çalıştığında, bilinçdışı işbirliğini keser.
Gölge'nin Ayak Sesleri Bir şiir terapisi çemberinde, derin ve sarsıcı bir temanın ardından kağıda eğilen yüzlerde bazen o ani donukluk, kalemin kağıdın üzerinde öylece asılı kalma hali yaşanır. Bu, basit bir "ne yazacağını bilememe" durumu değildir. Çoğu zaman tıkanıklık, çok güçlü bir savunma mekanizmasıdır.
Bilinçdışı o an yüzeye öyle sarsıcı bir imge, bastırılmış bir öfke veya yüzleşilmesi zor bir "Gölge" materyali taşıyordur ki; Ego bu karanlık malzemeyle karşılaşmaktan dehşete düşer. Panikle şalteri indirir ve süreci veto eder. "İlhamım yok" cümlesinin altında sıklıkla "Oradan çıkacak olanla yüzleşmeye hazır değilim" korkusu yatar. Tıkanıklık, içsel bir korkunun estetik bir kılıfa bürünmüş halidir.
"Yaratıcı süreçte bilinçli ego, yoktan var eden bir tanrı değil; derinlerden gelen otonom imgeleri karşılayan bir ev sahibi olmalıdır."
Çözüm: Mizanpajı Bırakıp Madene İnmek
Hem nörolojik hem de analitik çerçevenin işaret ettiği çözüm ortaktır: Üretim durduğunda daha fazla düşünmek veya kendini zorlamak işe yaramaz. Yapılması gereken, Libet'in o meşhur vetosunu susturmak ve Jung'un Aktif İmgelem pratiğinde olduğu gibi içsel otonomiye izin vermektir.
Akrilik veya suluboya ile çalışırken tuvale atılan ilk fırça darbesinin mantığını sorgulamadan rengin dağılmasına izin vermek gibi; yazarken de kalemi kağıttan kaldırmadan, sansürlemeden, anlamsız dahi olsa sadece akışa izin vermek gerekir. Süre tutularak yapılan spontane yazım egzersizleri veya serbest çağrışım pratikleri, bu iç eleştirmeni yorup devre dışı bırakmak için kusursuz yöntemlerdir.
Ego, metne nihai formunu verecek olan, onu okura sunulacak estetik bir kalıba sokacak olan ustadır. Ancak o ham maddeyi çıkaracak olan madenci değildir. Yaratıcı tıkanıklık, ustayı zorla karanlık madene indirmeye çalıştığımızda başlar. Çözüm, önce çamurun, gölgenin ve kaosun yüzeye çıkmasına izin vermek; kırmızı kalemi ise ancak her şey bittikten sonra ele almaktır.