Yayıncılık

Deftere Yazılmış Bir Romanı Kitaplaştırmak: Çekmeceden Rafa Giden Yol

Deftere Yazılmış Bir Romanı Kitaplaştırmak: Çekmeceden Rafa Giden Yol

Çekmecede yıllardır bekleyen bir defter var. İçinde bitmiş bir roman, bir anı, belki bir ömür. Onu kitaba dönüştüren yol beş aşamadan geçiyor ve ilk adım sanıldığından daha belirleyici.

Neredeyse her yazarın çekmecesinde bir defter vardır. Kimi zaman üniversite yıllarından kalma spiralli bir defter, kimi zaman kareli bir okul defteri, kimi zaman kenarları yıpranmış bir ajanda. İçinde bitmiş bir roman olur, yıllara yayılmış şiirler olur, bir dönemin günlüğü olur. Ortak yanları şudur: kâğıtta oldukları sürece hiçbiri kitap olamaz.

Bu yazı, o defterin rafa çıkana kadar geçtiği yolu anlatıyor. Beş aşama var ve birincisi, çoğu kişinin sandığından çok daha belirleyici.

Defter neden çekmecede kalır?

Metnin kötü olması nadiren asıl sebeptir. Asıl sebep, işin başındaki eşiğin göz korkutmasıdır: üç yüz sayfalık el yazısını bilgisayara geçirmek.

Bu iş gerçekten zahmetlidir. Kendi yazınızı kendiniz aktarmaya kalktığınızda günde otuz kırk sayfa yaparsınız, gözünüz yorulur, üstelik aktarırken düzeltme yapma dürtüsüne karşı koyamazsınız. Yarıya geldiğinizde metin bir hâl alır: ne aslı kalmıştır ne düzgün bir yenisi olmuştur. Çoğu defter tam burada, yolun üçte birinde durur.

Oysa bu aşama devredilebilir bir aşamadır. Devredildiğinde geriye kalan, yazarın gerçekten kendisinin yapması gereken işlerdir.

Birinci aşama: Dijitale aktarma

İlk iş, kâğıttaki metni düzenlenebilir bir dosyaya çevirmektir. Bunun iki kritik kuralı var.

Birincisi: aktarma sırasında düzeltme yapılmaz. Kâğıtta ne yazıyorsa o aktarılır. Yazım hatası varsa kalır, devrik cümle varsa kalır, üstü çizili satır dipnotla belirtilir. Bunun sebebi titizlik merakı değil, yöntem: elinizde önce metnin sadık bir kaydı olmalı. Düzeltme ayrı bir aşamadır ve o aşamada neyi değiştirdiğinizi görebilmeniz gerekir. Aktarırken düzeltirseniz ikisi birbirine karışır, geri dönüş imkânınız kalmaz.

İkincisi: okunamayan yer uydurulmaz. Çözülemeyen kelime işaretlenir, sayfa numarasıyla listeye alınır ve yazara sorulur. Kendi yazınızsa o listedeki çoğu şey size bakar bakmaz çözülür; başkasının yazısıysa tahmin yürütmek metni sessizce bozar.

Peki bunu bir program yapamaz mı?

Kısmen. El yazısı tanıma teknolojisi son yıllarda hızla ilerledi, ancak iki temel sorunu duruyor. Düzenli ve tek elden çıkmış yazılarda bile hata payı var; bozuk yazıda, silik mürekkepte, kenara sıkıştırılmış notlarda ise sonuç dağılıyor. Daha önemlisi, program hatasını size bildirmiyor: okuyamadığı kelimeyi boş bırakmak yerine benzeyen başka bir kelimeyle dolduruyor. Ortaya çıkan metin akıcı görünüyor ama içinde nerede olduğunu bilmediğiniz yanlışlar taşıyor.

İnsan okuması yavaş ilerler, buna karşılık nerede tereddüt ettiğini söyler. Bir metnin aslına sadık kaydını çıkarmak söz konusuysa bu fark belirleyicidir. El yazısı metinleri dijitale aktarma hizmetimizi bu yüzden tümüyle insan okumasıyla yürütüyoruz.

Defteri göndermeden önce

Aktarımın kalitesi, gönderdiğiniz görüntünün kalitesine bağlı. Birkaç dakikalık dikkat işi baştan kolaylaştırır: sayfaları gündüz ışığında, telefonu sayfaya paralel tutarak, gölgeniz kâğıda düşmeden çekin. Flaş kullanmayın, parlatıp yazıyı siler. Her karede tek sayfa olsun ve sayfalar sırasını korusun. Defter kalınsa orta kıvrımı düzleştirin; en çok kelime orada kaybolur.

Tek nüsha, yeri doldurulamaz bir defterse aslını kargoya vermeyin. Önce fotoğrafını çekin, defter sizde kalsın.

İkinci aşama: Redaksiyon ve editörlük

Metin dijitale geçtiğinde asıl çalışma başlar. Burada iki ayrı iş var ve sırası önemli.

Editörlük metne bütün olarak bakar: kurgu tutuyor mu, karakterler tutarlı mı, hangi bölüm fazla, hangisi eksik. Redaksiyon ise cümle düzeyinde çalışır: dil bilgisi, imla, noktalama, anlatım bozuklukları, gereksiz tekrarlar.

Deftere uzun bir zamana yayılarak yazılmış metinlerde editörlük ihtiyacı genellikle daha yüksektir. Beş yılda yazılmış bir romanın ilk bölümüyle son bölümü aynı kalemden çıkmış gibi durmaz; yazarın dili o süre içinde değişmiştir. Bu fark okura üslup zenginliği olarak değil, tutarsızlık olarak görünür. Kitap redaksiyonu tam da bu tür metinleri tek bir sese oturtmak için vardır.

Sırayı şöyle hatırlayın: editörlük → redaksiyon → son okuma. Tersine çevirmek emek israfıdır; henüz çıkarılıp çıkarılmayacağı belli olmayan bir bölümün virgüllerini düzeltmenin anlamı yok.

Üçüncü aşama: Dizgi

Dizgi, metnin sayfaya yerleşmesidir. Punto, satır aralığı, kenar boşlukları, bölüm başlangıçları, sayfa numaraları. Görünürde teknik bir iş, ama okuma deneyimini doğrudan belirler; kötü dizilmiş bir kitap, iyi yazılmış olsa bile yorucu okunur.

Bu aşamada sayfa sayısı kesinleşir ve o andan itibaren geri dönmek pahalıdır. Metinde değişiklik yapacaksanız dizgiden önce yapın.

Dördüncü aşama: Kapak

Kapak tasarımı dizgiden sonra gelir, çünkü kapağın ölçüsü sayfa sayısına bağlıdır. Kitabın sırtı, yani kapağın ön ve arka arasındaki dar şeridi, kâğıdın kalınlığı ile yaprak sayısının çarpımıdır. Sırt ölçüsü yanlış hesaplanırsa sırttaki yazı ortaya gelmez, ön kapaktaki görsel kenara taşar.

Bu hesabı önceden görmek isterseniz kitap sırt kalınlığı hesaplama aracımızı kullanabilirsiniz: sayfa sayısını ve kâğıt cinsini girdiğinizde sırt ölçüsünü ve kapağın açık ölçüsünü milimetre cinsinden veriyor. Yine de baskıya girmeden önce ölçüyü matbaanızdan teyit edin; kâğıdın gerçek kalınlığı partiden partiye değişir.

Beşinci aşama: Baskı

Son aşamada tiraj, kâğıt cinsi ve cilt tipi kararlaştırılır. Birkaç yüz adetlik işlerde dijital baskı, daha büyük tirajlarda ofset baskı ekonomiktir. Aile içinde dağıtılacak bir anı kitabı için otuz adet basmak da mümkündür; bunun için yayınevi olmanız gerekmez.

Kitabı satışa sunacaksanız ISBN ve bandrol başvurusu gerekir. Yalnızca çevrenize dağıtacaksanız ikisi de zorunlu değildir.

Her defter kitap olmak zorunda değil

Bir noktayı açıkça söylemek gerekir: dijitale aktarmanın tek amacı kitap basmak değildir.

Anneannenizin günlüğünü, babanızın askerlik mektuplarını ya da bir aile büyüğünün anılarını aktarmanız, onları yayımlayacağınız anlamına gelmez. Aktarılmış metin aranabilir, çoğaltılabilir ve torunlara aktarılabilir hâle gelir. Defterin kendisi yıpransa, kaybolsa, bir su baskınında zarar görse bile içeriği kaybolmaz. Pek çok aile için asıl değer budur.

Böyle metinlerde iki şeye dikkat etmek gerekiyor. Birincisi, başkasına ait bir defteri yayımlamak istiyorsanız o kişinin izni veya mirasçılarının onayı gerekir. İkincisi, kişisel yazışmalarda hayatta olan üçüncü kişiler hakkında bilgi bulunabilir; aile içinde paylaşmakla yayımlamak arasındaki fark burada önem kazanır.

Nereden başlanır?

Defterin tamamını göndermekle değil, birkaç sayfasını göndermekle. İki üç sayfalık bir örnek, yazının okunaklılığını, işin ne kadar süreceğini ve maliyeti belirlemeye yeter. Yapılamayacak bir iş varsa bu da o aşamada anlaşılır ve baştan söylenir.

Sonrasını zaten metin belirler. Bazı defterler doğrudan dizgiye gidecek kadar temiz çıkar, bazıları uzun bir editörlük çalışması ister. Her iki durumda da çekmecede bekleyen o defterin ilk adımı aynıdır: okunabilir bir dosyaya dönüşmek.

Elinizde böyle bir defter varsa bize yazın, birkaç sayfasına bakalım.

Sık sorulan sorular

El yazısı bir defteri kitaba dönüştürmek ne kadar sürer?

Aktarım aşaması, yazı okunaklıysa günde ortalama 25-30 defter sayfası ilerler; üç yüz sayfalık bir defter yaklaşık iki haftada dijitale geçer. Asıl süreyi belirleyen sonraki aşamadır: editörlük ve redaksiyon, metnin durumuna göre birkaç hafta ile birkaç ay arasında değişir. Dizgi, kapak ve baskı ise genellikle bir ayı bulmaz.

Defterimi aktarırken yazım hatalarımı da düzeltiyor musunuz?

Aktarım aşamasında hayır. Kâğıtta ne yazıyorsa o aktarılır; bu, metnin aslına sadık bir kaydının çıkması için gereklidir. Düzeltme ayrı bir aşamadır ve redaksiyon olarak adlandırılır. İkisini birlikte istiyorsanız tek akışta yürütürüz, ama karıştırmayız.

Yalnızca aile içinde dağıtmak için kitap bastırabilir miyim?

Evet. Otuz adet basmak da mümkündür ve bunun için yayınevi olmanız gerekmez. Satışa sunmayacaksanız ISBN ve bandrol başvurusu da zorunlu değildir. Anı kitapları, aile tarihçeleri ve hatıra derlemeleri çoğunlukla bu şekilde basılır.

Başkasına ait bir defteri yayımlayabilir miyim?

Yazarı hayattaysa kendisinin, değilse mirasçılarının izni gerekir. Ayrıca kişisel yazışmalarda hayatta olan üçüncü kişiler hakkında bilgi bulunabileceğini unutmayın. Aile içinde paylaşmak ile kamuya açık biçimde yayımlamak hukuken farklı şeylerdir; ikincisi için izin almak şarttır.

Metniniz için profesyonel redaksiyon

Bu yazıyı okuduğunuza göre metniniz önemli. Bir bölümünü gönderin, ücretsiz örnek redaksiyonla farkı görün.

Devamı

İlgili yazılar

Yayıncılık

Kitap Sırt Kalınlığı Nasıl Hesaplanır? (Detaylı Rehber)

Kitap tasarımında en kritik adımlardan biri sırt kalınlığı hesabıdır. Peki neden bu hesaplama ilk sırada yapılmalıdır? Çünkü kitap kapağı, arka kapak, sırt ve ön kapak olmak üzere tek bir parça halinde tasarlanır. Sırt ölçüsünde yapılacak en ufak bir hata, doğrudan tüm baskıyı olumsuz etkiler.